Aslında her şey 1071 yılında Sultan Alparslan'ın (Malazgirt Savaşı) Anadolu'yu almasıyla başladı.
Anadolu (Mezopotamya ve dünyanın en zengin toprakları) Türkler'in eline geçince bu toprakları geri almak isteyen Batılı devletlerin (Avrupa) Haçlı Seferleri ile defalarca başarısız olan akınlar düzenlemeleri kaçınılmaz oldu.
Bu akınların sonuncusu Kurtuluş Savaşı öncesi yurdumuzun ittifak devletleri tarafından paylaşılmasıdır.
Atatürk ve Kuvva-i Milliye ordusu ittifak devletlerini topraklarımızdan söküp atmıştır.
Ancak uluslararası emeller çok uzun davelidir ve asırlar boyu devam eder.
Günümüz Türkiye'si askeri açıdan çok güçlüdür.
NATO üyesi vs olması sebebiyle dünya dengeleri açısındsan artık yurdumuza akın düzenleyerek toprak alma devri kapanmıştır.
Ancak topraklarımızdaki emelleri devam eden ittifak devletleri (çok uluslu güçler-emperyalist devletler) Türkiye üzerinde psikolojik işgal, ekonomik işgal (dışa bağımlılık), sosyal işgal ve hukuki işgal oluşturma kararı aldı.
Çok uzun vadeli bir plan yapıldı.
1950'lerde Menderes Hükûmeti tarafından köy enstitüleri kapatıldı.
Buradaki amaç köylünün bilinçlenmesini engellemekti.
Din eğitimi ve din adı altında biat etmeyi öngören Arap Bahai kültürü aşılandı topluma.
Sola doğru kaymak üzere olan Türkiye'nin ekseni 12 Eylül darbesi ile yine Arap ve Bahai kültürüne doğru çekildi.
Düşünmeyen, araştırmayan, her söylenene kafa sallayan çok geniş bir kitle oluşturuldu.
Daha sonra ağzından din-iman ve başörtüsünü düşürmeyen bir parti kurduruldu.
Bu partinin yöneticileri dünya çapında halkla ilişkiler ve algı yönetimi eğitiminde geçirildi.
Ağzından dini, imanı ve başörtüsünü düşürmeyen bu parti yine "din-iman ve başörtüsü" nidalarıyla iktidar oldu.
Aslında bu hükûmetin icraatlerine baktığımız zaman tamamen ittifak devletlerinin ülkemiz üzerinde hüküm sürmesine yönelik çalışmalar yaptığı görülüyordu.
Ancak bunları anlayacak olan araştırmacı ve sorgulayıcı-kültürlü toplum ortrada yoktu.
Gençlerimiz "hüloooooğğğ" diye bağırmaya başlamıştı.
Bütün kaynaklarımız ittifak devletlerine peşkeş çekildi.
İşgal altındaki Türkiye'nin yapısı oluşturuldu.
Hükümet ise sıkıştıkça "diiiinn, imaaann, başörtülü bacılarım" diye bağırıyor ve 60 yıllık sosyolojik bir çalışma ile oluşturulan hüloğcular da "dötünün gılıyam" diye çığlık atıyordu.
Peki bütün bunlar yapılırken; Türkiye'nin dinamik güçleri ne yapıyordu?
Asker ne yapıyordu?
Niçin tedbir alınmadı ve müdahale edilmedi diye soracak olursanız...
Askerlerimiz, paşalarımız esir alınmıştı.
Ergenekon Davası adı altında, Balyoz Davası adı altında esir alınmışlardı.
Evet Sevgili Silivrililer,
AK Parti adı verilen bu parti, işgal güçlerinin ülkemizdeki taşeronudur.
Dinci görüntüsü vermek de çok meşhur bir Yahudi taktiğidir...
Peki bunu niçin yaptılar derseniz?
Ayakkabı kutuları ve katrilyonlarca lira paraları bunu çok iyi açıklamaktadır...